|

SEVGİLİYE UZANAN YOL
Yeni güne gözlerimi açtığımda saat yedi idi. İsteksizce, yavaş
hareketlerle yataktan kalkıp yüzümü yıkayıp kendime gelmek için banyoya
gittim. Aynaya baktığımda inanamadım, bu ben miydim? Darmadağınık saçlar,
altı morarmış baygın bakan, bomboş bakan gözler, o çok sevdiğin
ışıltısını yitirmiş donuk ten... Yokluğun ne hale getirmiş beni?... Ben
böyle olur muydum sen olsaydın?...
Salona gidip beş gündür açmadığım perdeleri açtım. Gün ışığı arsızca
daldı evin içine, gözlerimi kamaştırdı. Yine sen geldin aklıma...
Aslında aklımdan ve yüreğimden hiç çıkmayan sen... Nilayın doğumgünü
partisine giderken giyindiğim elbiseyi nasıl da beğenmiştin. Bu gece
göz kamaştırıyorsun demiştin, arsızca çaldığın ıslığın ardından.
Kahretsin! Niye herşey seni çağrıştırıyordu? Her yerde, günışığında bile
sen duruyordun. Niye bir türlü kovamıyordum seni aklımdan, yüreğimden,
düşüncelerimden?... Kaçmak istedim, bu evden, bu şehirden, senden, seni
hatırlatan herşeyden hatta kendimden bile kaçmak istedim...
Masanın üzerindeki kitaba takıldı gözlerim. Sana verdiğim son hediyeydi
bu kitap. Sevgilisinden vazgeçemeyen ve aşkın her türlü sancısına,
acısına katlanan bir sevenin günlüğüydü... Elimden alırken, bana umut
veren gülümseyişin yayılmıştı suratına...Sana yaklaşır gibi usulca
ilerledim kitaba doğru. Çok sevdiğin sallanan koltuğuna oturup ellerim
titreyerek uzandım, sana uzanır gibi... Sonra vazgeçtim almaktan,
bıraktığın yerde kalsın istedim. Benim gibi yalnız, sevgisiz, sensiz...
Tam beş gündür çıkmıyorum dışarı, dolayısıyla işe de gitmiyorum. Senin
ruhunu bedeninden ayrıldığı gün, tüm bağlarımı kopardım dış dünyayla.
Sensiz hayatın hiçbir anlamı yok benim için. Gün ışığının, gökyüzünün,
denizin, yıldızların anlamı yok...
Durmadan çalan telefonlara ve kapı zillerine hiç aldırmadım. Meral, Oğuz
ve annem beni merak ettiklerini, acıma ortak olmak istediklerini
belirten duygulu seslerle notlar bırakmışlar telesekreterime. Biraz önce
yine çaldı telefon uzun uzun... Cevap vermedim. Senin arayamayacağını ve
bir daha sesini duyamayacağımı bilmek acı veriyor. Hatırlıyorum da
birgün sen arayacaksın diye tam yedi saat beklemiştim telefonun başında,
tam uykuya yenik düşeceğim anda aramıştın. Ben de sinirlenip suratına
kapatmıştım telefonu...
Bana anılardan ve yalnızlıktan başka ne bıraktın? Bana umut veren
gülümseyişin, içinde yıldızların oynaştığı mavi gözlerin, her
dokunuşunda içime inanılmaz bir huzur dalgası yayan ellerin, her
duyduğumda sakinleştiğim kısık sesin, albenisine hiç karşı koyamadığım
bedenin şimdi öyle uzak ki...
Kahvemi içtikten sonra özensizce giyinip saçlarımı tokayla tutturdum.
Bir süre aynadaki görüntümü izledim, berbat görünüyordum. Beni bakımsız
görmeye hiç dayanamadığını düşündüm. Çok beğendiğin, kışkırtıcı diye
tanımladığın kırmızı rujumu sürdüm ve üzerimdeki kotu çıkarıp gözlerini
kamaştıran beyaz elbisemi giydim. Kızıl saçlarımı açıp taradım, rüzgarın
tadını çıkarsınlar diye özgürce omuzlarıma bıraktım.
Nereye mi gidiyorum? Sana geliyorum ey sevgili! Daha fazla
katlanamayacağım sensizliğe... Hayata inat, vazgeçeceğim yaşamımdan.
Sensizlikten kurtulmak adına, seninle bilinmeyen dünyada buluşmak için
vazgeçiyorum bu ölü hayattan... Sana geliyorum!
PELİN KARCI

|