|

SENSİZLİĞİN CEHENNEMİNDEYİM
Sensizliğin cehenneminde beş yıl geçti. Evet bu bir cehennem. Buna hiç
şüphe yok. En azından ben böyle olduğunu düşünüyorum; hatta emin olduğum
bile söylenebilir. Yıllardır bilinçaltı ve bilinç düzeyinde oluşturulan
bilgilerimi şöyle bir yokladıktan sonra bu kanaate vardım. İçinde
bulunduğum durum kesinlikle cennetle örtüşmüyor. Cennette acı yok,
hasret yok, ayrılık yok diye biliyorum. Ben ise, tüm sensizlikleri,
bütün acısıyla yıllardır yüreğimde taşıyorum. Öyleyse cennette değilim;
o halde olsa olsa cehennem bu. Evet evet şu an arzın cehennemi yüzünde
çile çekiyorum. Sana dokunamıyor, elini tutamıyor ve seni koklayamıyor
isem, bu cehennemden başka ne olabilir ki? Sen yoksan, cehennemi bir
kaygı kuşatıyor her boşluğu, her hayali ve duyguyu. Şunu da söylemeliyim
burada: Yaşadığım cehennem Dante'nin çizdiği, yorumladığı bir yer değil;
üstat Beckford'un cehennemini de yaşamıyorum ben. Farklı bir şey bu;
değişik, anlatması güç belki; ama duyumsuyorum onu canlı bir şekilde.
Biraz Kafka'vari bir cehennem bu. Evet, sanırım Kafka'nın acısıyla
örtüştüğü söylenebilir. Yalnızlık, itilmişlik ve kara bir
yabancılaşmanın tam ortasında yer alıyorum sanki. Tek dayanağım, dostum,
sevgilim, aşkım her şeyim olarak kabul etmişim seni. Yanımda,
yanıbaşımda olmanın verdiği ruh dinginliğine o kadar açım ki şu an.
İçimde oluşturduğun pozitif enerjinin gücüne ihtiyacım var. Yaşamın
kirli yüzüne karşı direncimsin sen. Mitolojinin ve büyük efsanelerin
dediği gibi, kötülüğe doğru bir ivme içinde dünya. Bir kıyamet beklemeye
mahkum ediliyor acılı insanlar. Acının her tonunu içinde büyüten duygulu
insanlar, artık bu dünyanın birer vatandaşı olarak kabul görmüyorlar.
Onlara biçilen sıfatlar çok değişti artık. En ağır ve en alçakça
isimlerle çağrılır oldular. Kollektif bellek, paranın emredici
boyunduruğuna iman etmiş durumda. Senin yokluğun bir cehennem; bu kesin.
Tüm kalbimle; yokluğunun acısına ençok tanıklık eden yüreğimle
inanıyorum buna. Bazen garip duygular içerisine de giriyorum. Hatta son
zamanlarda bu sık sık olmaya başladı. Sen olmayınca anlamsızlaşıyor
herşey. Birden değersiz ve sıradanlaşıyor. Örneğin, çok sevdiğim bir
film zevk vermiyor bana. En sevdiğim şarkıdan sıkılıyorum. Bu ençok da,
sensiz zamanların süresinin uzadığı anlara rastlıyor. Bir yanılsama mı
diye düşünüyorum. Sanki sanal bir alanda bize kesilen rolleri oynayan
birer oyuncuymuşuz gibi geliyor. Ya da bir düş ortamındayız. Uyanacağım
ve hasretim tüm karanlığıyla yok olup, yerini senin parlaklığına
bırakacak. Seni yanımda bulacağım. Sen yanımda olacaksın o tatlı
gülümsemenle. O tatlı diyorum; aslında o eşsiz ve doyumsuz gülümsemenle
demeliyim. Biliyorum seni anlatırken zorlandığımı. Sözcüklerin içinin
boşaldığını. Hiçbirisinin seni anlatamadığını, sana yakışmayacağını
biliyorum. Aynı zamanda sensizliğin güçlüğünü de biliyorum. Sensizliği
yaşıyorum. Ama anlatırken başarılı olduğum söylenemez. Herkes bildiği
bir şeyi, aynı başarıyla anlatamaz. Bunu da biliyorum. Bu bir çaresizlik
aslında. Çaresizlerin içinde bulunduğu bir psikoloji hali belki de bu.
Benim çaresizliğim farklı. Sensizliğe bağlı bu. Hani bazen düş görürken
zor bir durumdan kurtulmak istersin; ama hiçbir yerin kıpırdamaz,
kurtulamazsın. İşte öyle. Kaçamazsın, bağıramazsın. İşte böyle bir
çaresizlik bende ki. Şu an kafam karışık. Fazla bir şey düşünemiyorum.
Yoğunlaşamıyorum sensizliğe. Şu an sana sımsıkı sarılmalıyım. Sanırım
ihtiyacım olan bu. Seni seviyorum ay yüzlüm.
Yazari Bilinmiyor

|