|
Kar Beyazdır Ölüm
Soğuk sokaklarda bir o yana bir bu yana yalpalaya yalpalaya
yürüyordu. Ağlıyordu, gözyaşları sicim gibi akıyor ama
hıçkıramıyordu.
Yüreğinin tam ortasında bir taş oturuyordu. O günden beri ne bir
sıcaklık hissediyor, ne de etrafı görüyordu. Kaybetmek adına ne
varsa birbiri ardına öyle dolu yaşamıştı ki...
Bazen kim olduğunu, nerede yaşadığını, neden sokakta olduğunu
unutur; kendine geldiğinde yeni bir yerde, yeni bir şehirde
gözünü açardı. Kimbilir kaç kez böyle gel-gitler yaşamıştı.
Lanet ediyordu o güne. Oysa ne güzel başlamıştı. Bir gün
öncesinden; bir gün sonrasının daha da güzel olmasını planlardı
hep. Dünya küçücük aşklari büyüktü. Öyle büyüktü ki...
Hiç bir zaman tartışmaya girmezlerdi. En büyük tartışmaları
kimin daha çok sevdiği konusundaydı. Goncagül "Ben daha çok
seviyorum.", Mustafa "Ben senin beni sevdiğinden daha çok
seviyorum" diye tatlı tatlı söyleşirlerdi. Ah; giden geri gelmez,
yapılan geri alınmazdi. Gözleri doldu. Goncagül'ün düşündü.
Bir gün öncesinde oldukça yoğun çalışmışlardı. Goncagül o hafta
işinde bir adım daha yükselmiş, çok istediği departman müdürlüğü
pozisyonuna gelmişti.Üniversite yıllarından beri hayalini
kurduğu günlere kavuşmuslardı.Ne günler geride kalmıştı. Kimi
zaman aylık harçlıklarıyla ziyafet çekmişler, boğazda balık
ekmek yemişler kimi zamanda parasız kalıp içtikleri sütlerin
şişesini satarak ekmek alıp yemişlerdi. Tüm öğrencilik
keyiflerini yaşamışlar, ardından hayata doludizgin
atılmışlardı.
Goncagül stajını yaptığı firmada kalmıştı. Çok hırslıydı, hiç
bir zaman yenilgiyi kabul etmezdi. Onun başarısı kısa sürede
farkedilmiş ve firma, okul bittikten sonra birlikte çalışmayı
teklif etmişti.
Goncagül kararlılıkla firmada kalmış, ele aldığı her işi genç
yaşına rağmen büyük ustalıkla çözer hale gelmişti. Bu özelliği
onun hızlı adımlarla ilerlemesine, daha da başarılı olmasını
sağlamıştı.
Mustafa, Goncagül kadar sanşlı olmasa da bazı planlar yaparak şu
an ki pozisyonuna gelmişti. Okul biter bitmez askerlik sorununu
çözmüş, askerden döner dönmez de birkaç görüşme yaptıktan sonra
uygun gördüğü işe başlamıştı.
Okuldaki gibi her an beraber olmasalar da aksamları,
haftasonları hep onlarındı.Gün içinde defalarca konuşur,
özlemlerini giderirlerdi. Sevgileri imkansız gözüyle bakılan
örnek sevdayı gösterirdi. O haftasonu; çok istedikleri doğa
yürüyüşüne çıkmışlar enerji dolu işe dönmüşlerdi.Bir de
Goncagül'ün terfi etmesi sevinçlerine sevinç katmıştı.
O gün, Goncagül iş için Ankara' ya gitmesi gerektiğini
söyleyince Mustafa çok üzülmüştü. Çünkü, o gün onların 10.
yılları dolacaktı. Birbirlerini tanıdıkları, okul hayatlarından
iş hayatlarına taşıdıkları dolu dolu 10 yıl bitecekti.
Karar verdikleri gibi o gece şarap alıp Mustafa'ya gidecekler bu
geceyi kutlayacaklardı. Mustafa'da bu gecenin daha da güzel
olmasi için ondan habersiz evde değişiklikler yapmış, gece için
tüm hazırlıkları tamamlamıştı.Ayrıca o gece beraberlikleri adına
daha da özel olacaktı. Daha önce çok konuştukları halde hiç
ummadığı bir anda Goncagül'e evlenme teklif edecekti.Ama
planları Ankara yüzünden suya düşmüştü.
Goncagül'ü ikna etmeye çalıştı. "Bu geceden sonra
git, haftaya git, değiştir" dedi. Fakat Goncagül
ısrarla "Herşey hazır, imkansiz gitmek zorundayım" diye
diretiyordu.Mustafa ne söylese boştu. İş konusunda
anlaşmışlardı.Hiç bir şekilde söz söylemeye hakkı yoktu.
Goncagül her şartta gidecekti.
Mustafa Goncagül'ü hem yolcu etmek hem de onunla 10.yıllarının
anısına beraber olmak adına işyerinden izin aldı. Goncagül,
Mustafa'ya "Neden böyle yaptın" diye kızıyor ama onun ona
verdiği bu değer içinde çok
mutlu oluyordu. Hem o da Mustafa'ya o gün için hazırladığı
hediyeyi vermek istiyordu. Vakit azdı, telaşla evden çıkarken
hediyeyi unutmuştu. Oysa onun için çok güzel bir hediye
hazırlamıştı. Ona sevgisini haykıran bir kaset ve
beraberliklerini içeren anlardan görüntüler içeren bir cd
hazırlatmıştı. Çok kızdı kendine. Mustafa'ya bunu veremeyeceği
için üzülmüştü.
Bir rüzgar esti, geçti. Goncagül bir anda Mustafa' ya dönerek "
Hayatım, bugün için gerçekten üzgünüm. Ayrıca hediyeni unuttuğum
için de kendimi affetmeyeceğim." Mustafa omuzlarını silkmis; "Hiç
üzme kendini.Döndügünde alırım, hem ben de hediyeni dönünce
vermek
istiyorum" demişti.
Goncagül çocuk gibi dudaklarını bükmüş; " Nasıl istersen"
demişti. Oysa deniz gözlerindeki ışıklar ne kadar merak ettiğini,
o an ona sahip olmak için neler yapacağını gösteriyordu. Ama hiç
zorlamazdı, kıyamazdı.
"Sana kötülük yaparsam benim canım yanar" derdi. Goncagül,
dünyalar tatlısı Goncagül.
Sonra onu yolcu etmişti. Arkasından el sallayarak, gülüşünde
gülüşü son bularak.
İşe gitmeyecekti. Goncagül' ün o güzel sesini duyuncaya kadar
onu düşünecek onu yaşayacaktı. Etrafına bakıyordu, akşam için
hazırladığı masaya. Ahşap masayı papatyalarla süslemişti.
Goncagül papatyaları çok severdi. Bir tane de gelincik bulmuş,
onu da ortaya yerleştirmişti. Gelincik kıpkırmızı, nazlı nazlı
sallanan, kınalı gelinlere benzeyen çiçek.
İçindeki siyahlar sevdanın gözleri, kırmızılar sevdanın
dudakları. İnce bir gövde, sevgilinin nazlı yürüyüşü... Goncagül,
adı gibi gonca zarifliğinde açtıkça , güldükçe güzelleşen
sevgilisi.
"Neden gittin neden? Bu gece burada olmak vardı" diye söylendi
Mustafa.
Dışarıda ince bir yağmur başlamıştı. İçinden trafik rezalet
olacak diye düşündü. O anda televizyondan gelen yagış ve karlı
hava haberi hiç onu
ilgilendirmemişti. Evde üşümeye başlayınca Goncagül'le beraber
aldıklarını dün gibi anımsadığı battaniyeyi aradı. Ben burada
donuyorum, Goncagül yolda nasıl acaba diye düşüncelere daldı
yine...
Çok üşürdü Goncagül, küçücük elleri ısınmazdı hiç. Mustafa onu
kızdırmak için " Elleri soğuk olanın kalbi de soğuk olur" derdi.
Goncagül, "O zaman sen benim ellerimi ısıt, kalbimdeki sen de
ısınsın" der güler geçerdi.
Otobüste Goncagül kimbilir ne yapıyordu şimdi?
Yağan yağmur bir anda yerini kar yağışına çevirdi. Etraf
bembeyaz örtüyle kaplanıverdi. Hem de lapa lapa yağan kar zaman
zaman tipiye de dönüyordu. " Eyvah " dedi Mustafa. Bolu yolu
berbat olacaktı. Hele o Gerede yokuşu yok muydu? Korkmaya
basladı nedensiz. Birbiri ardına kanalları taramaya basladı. Yol
ve hava hakkında bilgi arıyordu. Çalan telefon sesiyle irkildi.
- Mustafa, 10 dk. dinlenme molası verdiler. Felaket kar var.
İnan nasıl yatmak, yuvarlanmak istiyorum karlarda...
- Goncagül yapma hasta olursun. Hem üşürsün sen. Hasta olmanı
hiç istemem biliyorsun.
- Tamam ya, sen ne yapıyorsun? Neden evdesin?
- Goncagül, sesini Ankara' da duymadan hiç bir şeye el
sürmeyeceğimi biliyorsun.
- Off, Mustafa. Nasıl güzel karlar biliyor musun? Bu arada
Nihal'e Ankara' ya gitmem gerektiğini söylemeyi unuttum. Bunu
ona söyler misin? Ha bir de sana aldığım hediyeyi yanlışlıkla
karıştırıp sakın atmasın.Oldukça garip görünümü var da.
- Tamam sevgilim,
- Ya gitmeliyim Mustafa,
- Goncagül, seni seviyorum. Bak bir sey söyleyeceğim. Goncagül
benimle...
Telefon kapanmıştı. Oysa ona telefonda söylemek istemişti bir
anda. Ne zaman hazırlansa kelimeleri unutur , heyecandan eli
ayağına dolaşmış bir halde kalakalırdı. Söylemek istedi ama
yarım kalmıştı.
Evden zaten çıkmazdi ki. Goncagül'ün rahatlamış sesini duymadan
uyuyamazdı. Beklemeye basladı. Saati çoktan ulaşması gerektiğini
gösteriyordu. Ses-seda yoktu. Kar yağışından belki sehiriçi
trafik kötüdür, belki taksi bulamamıştır diye düşündü. Zaten
Goncagül otele ulaşır ulaşmaz onu arardı.
Geçen saatler Mustafa'ya kötü düşünceler dışında hiç bir sey
getirmiyordu. Nihal'i aradı. Uzun uzun çalan telefon ağlayan bir
sesle açıldı.
- Alo, Mustafa...
- Nihal naber,
- Mustafa, Goncagül...
- Onu haber vermek için aradım. Acilen Ankara'ya gitmesi gerekti.
Sana ulaşamamış.
Nihal Mustafa'nın kazadan haberinin olmadığını o anda anladı.
Oysa, tüm televizyonlar bu kötü kazayı altyazı olarak geçiyor,
canlı bağlantı kurmaya çalışıyorlardı.
- Mustafa gitmelisin. Şey......
- Nereye gitmeliyim, ne oldu? Susma, ne var ne oldu?
- Bir kaza; kötü bir kaza
Mustafa' nin kulaklarında Nihal 'in sesi çınladı, çınladı.
Büyüdü büyüdü; bir çığ düşümü gibi kulaklarında gümbürtüler,
yüreğinde bir volkan patlattı. Sessizlik, nefessizlik...
Goncagül, yok yok olamazdı bu bir kötü şaka olmalıydı.
Goncagül, kaza anında yaşamını yitirmişti. Sorumsuzca,
saygısızca, insan hayatının değerini hiçe sayan sarhoş bir
sürücünün bulundukları otobüse çarpmasıyla yitirilen 21 yaşam.
Hayalleri yarım kalan, özgürlükleri yok olan, suçsuz 21 insan.
Geride gözüyaşlı, ümitsiz, yarım yaşamlar.
Mustafa yitirdiği yaşamın ardından bir bir sahip olduğu
değerleri kaybetti. Artık onun anlam bulduğu tek yer
hayalleriydi. Tüm beyazlar ona papatyalara dökülen kar
tanelerini hatırlatıyor, gelincikler sadece Goncagül'ün karda
bıraktığı kırmızı kan lekelerini yaşatıyordu. Artık kim olduğu,
ne olduğu, niçin yaşadığı hiç önemli değildi.
Sadece yarınsız zamanlarda Goncagül vardı. Yarım kalan hayat
bundan sonra yarınsız kalsın ne olurdu?
Yeşim Şahin

|