|

Ayrık Otu ile Menekşe'nin Aşkı
Taşlı tarlada yaşayan bir ayrık otu varmış. Soğanlarla,
sarımsaklarla, yoncalarla, çayırlarla arkadaşlık edermiş.
Çok kalabalık bir ailesi varmış. Her gün bir kardeşi
daha doğarmış. Yağmur sularını çok severlermiş. İlk önce
onlar içermiş. Bu yüzden dostları şalgam, havuç ve
turpla tartıştıkları da olurmuş.
Kocaman kocaman yaprakları, uzun uzun kökleri olduğu
halde toprak sahibi hiçbir işe yaramadıklardan söz eder,
onları hiç sevmezmiş. Domates, biber, salatalık
fidelerini çapalarken ayrık otunun akrabalarını söker
sonra onları çuvallara doldurarak götürürmüş. Bu dönüşü
olmayan bir gidişmiş. Helalleşerek ayrılırlarmış.
Günlerden bir gün ayrık otu bir rüya görmüş. Rüyasında
gördüğü bu güzelliğe aşık olmuş. Günlerce yemeden
içmeden kesilmiş. Yaprakları solmuş. Arkadaşları
hastalandı sanmış. Bu dert beni öldürecek, en iyisi
büyük babamla konuşmak. Belki bir çaresi vardır. Demiş.
Sonra en yaşlı ayrık otuna aşkını anlatmıştı. Aşkının
adı menekşe imiş. Köşkün bahçesinde yaşıyormuş. Köşkün
bahçıvanı her gün suluyor, gözü gibi bakıyormuş. Yanında
arkadaşları lale, sümbül ve yediveren varmış. Köşkün
sahibi bu çiçekleri çok severmiş. Özel bir itina
gösterirmiş. Bir tekinin bile solmasına izin vermezmiş.
Gelelim ayrık otuna büyük ayrık otu torunun derdini
dinlemiş dinlemesine ama bir derman bulamamış. Küçük
ayrık otunun sevgilisine kavuşmasının imkanı yokmuş.
Unut sen onu, başka yolu yok. Demiş. Demesi kolay ama
yapması zor. Gönlüne ferman dinletememiş, unutamamış
sevdasını ayrık otu . Menekşem derde, başka bir şey
demez olmuş. Sevdasının hasretiyle köklerini salmış.
Salmış taaaa köşkün duvarlarına kadar. Lakin o kale suru
gibi duvarları aşmak imkansızmış. Olsun , yanına
yaklaştım ya bir duvarın ne önemi var. Bende gönül gözü
ile görürüm sevdiğimi demiş ayrık otu.
Rüzgarlar menekşeden, ayrık otuna doğru eserse
menekşenin kokusunu getirirmiş. Bu kokuyu derin derin
içine çekermiş ayrık otu , yüreğinin yangınını söndürmek
için. Eğer ayrık otundan menekşeye doğru eserse bu
seferde rüzgarla sevda mektupları, aşk şiirleri
gönderirmiş. Gelen bu nağmeler o kadar içten, o kadar
gönüldenmiş ki menekşede aşık olmuş ayrık otuna. Bu
sevdalıların göz yaşları yağmurlara karışmış,
birbirlerine kavuşabilmek için. Gurbet Türküleri yakar
olmuşlar.
Günlerde bir gün ayrık otunu kuvvetli bir el tutmuş.
Topraktan sökmüş almış. Bir çuvalın içine tıkıştırmış.
Ayrık otu ürkek ürkek, avazının çıktığı kadar bağırmış.
Heeyyy
Ne oluyorrrrr
Bırakın beni
. Sevdiğimden
ayırmayın Allah aşkına
Ama feryadını duyan olmamış.
Menekşe ile vedalaşamamış bile. Kısa bir yolculuktan
sonra büyük baş bir hayvanın değirmeninde öğütülmüş.
Menekşe işe kara kar yastaymış. Artık sevdiğinden haber
alamıyormuş. Rüzgar artık sevdiğinden mektuplar, şiirler
getirmiyormuş. Gönderdiği selamları ise Yok, bulamadım,
iletemedim. Diyerek geri getiriyormuş.
Menekşenin yüreciği kor olmuş. Sevgilisini kaybetmenin
acısıyla günden güne solmuş. Yüreğinin yangını bedenini
de sarmış. Artık çiçek açmaz olmuş. Hayata küsmüş,
yaprakları bir bir gazel olmaya başlamış. Istırap dolu
yıllar geçmiş. Artık menekşe can çekişiyor, ölüm
döşeğinde yatıyormuş.
Bu hali gören bahçıvan menekşenin haline üzülmüş. Ona
gübre vermeye karar vermiş. Menekşenin toprağına yeni
aldığı gübreyi atmış bahçıvan. O da nesi! Aşkın sesi!..
Menekşe iki günde iyileşmiş. İyileşmekle de kalmamış,
Yeşil yeşil yapraklar açmış. Döl vermiş. Tomurcuk
üzerine tomurcuk
Rengarenk, desen desen, küçüklü
büyüklü yaprak niyetine çiçek açmış. Bu duruma köşk
sahibi de şaşırmış. Menekşeyi bu hale getiren tılsımı
merak etmiş. Menekşe tüm Bahçeye haykırmış AŞK

Zeynep Küçük
|